2026 Global Riskler: Belirsizlik ve Rekabetle Tanımlananan Bir Dönem
- Ece Akdoğan
- 18 Oca
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 19 Oca

2026 itibarıyla küresel risk ortamı artan belirsizlikle tanımlanmaktadır. Riskler artık tekil, yavaş ilerleyen tehditler olmaktan çıkmış; ölçekleri büyüyen, sistemler arası etkileşimi artan ve etkileri hızlanan bir yapıya bürünmüştür. Aynı zamanda uluslararası iş birliğinin temelleri zayıflamakta; küresel istikrarı uzun süredir ayakta tutan güven, şeffaflık ve kurallara dayalı düzen aşınmaktadır. Bu değişen ortamda iş birliği yerini rekabete bırakırken, ortak küresel sorunları yönetmeye yönelik mekanizmalar giderek daha fazla baskı altına girmektedir.
Kısa vadeli (2 yıl) risk algıları çatışma ve ekonomik durgunlukla ilişkili tehditler etrafında yoğunlaşırken, uzun vadeli (10 yıl) perspektif farklı bir risk hiyerarşisine işaret etmektedir. On yıllık görünümde, küresel risklerin ağırlık merkezi iklim krizinin yol açtığı çevresel sonuçlar etrafında şekillenmektedir. Buna karşılık, kısa vadede ekonomik istikrarsızlık ve jeopolitik gerilimlere odaklanılması, iklim eylemine ayrılan dikkat ve kaynakların azalmasına yol açarak hem yakın hem de uzak gelecekte çevresel risklerin daha ağır sonuçlar doğurmasına zemin hazırlayabilir.

Jeoekonomik ve Jeopolitik Gerilimler
Küresel Riskler Raporu 2026’ya göre Jeoekonomik çatışma, 2026 yılında büyük çaplı bir küresel kesintiyi tetikleme ihtimali en yüksek risk olarak öne çıkmaktadır. Bu risk, iki yıllık görünümde ilk sırada yer almakta ve önceki yıllara kıyasla en hızlı yükselişi göstermektedir. Bu durum, ekonomik karşılıklı bağımlılığın giderek daha fazla bir baskı ve güç aracı olarak kullanıldığına dair artan endişeleri yansıtmaktadır. Bu tablo, kısa vadeli küresel risklerin nasıl oluştuğuna dair önemli bir değişime işaret etmektedir. Ekonomik baskılar artık ağırlıklı olarak piyasa dinamiklerinden değil; stratejik ve siyasi kararlar üzerinden şekillenmektedir. Ticaretin parçalanması, yaptırımlar, sanayi politikaları ve tedarik zinciri kontrolleri, ekonomiyi dışarıdan etkileyen şoklar olmaktan çıkmış; jeopolitik gerilimlerin ekonomik alana taşındığı temel kanallar haline gelmiştir.
Raporda, Devletler arası silahlı çatışma da kısa vadede en üst sıralarda yer alan riskler arasında konumlanmaktadır. Bu riskin ekonomik etkileri; tedarik zincirlerinde kesintiler, emtia fiyatlarında dalgalanma,kamu maliyesi üzerindeki baskılar ve bölgesel yayılma gibi çok boyutlu sonuçlar doğurmaktadır. Ekonomik durgunluk, enflasyon ve şişen varlık fiyatlarının normalleşmesi gibi riskler, kendi içinde makroekonomik döngüler olarak değil; daha çekişmeli ve parçalanmış bir küresel sistemin çıktıları olarak öne çıkmaktadır. Sonuç olarak küresel ekonomi, ani kesintilere daha açık, şokların ülkeler ve sektörler arasında daha hızlı ve öngörülemez biçimde yayıldığı bir yapıya sürüklenmektedir.
Teknolojik Gelişim ve Dijital Riskler
Hızlanan teknolojik gelişmeler; sağlık, eğitim, tarım ve altyapı gibi alanlarda dönüştürücü fırsatlar sunmaya devam etmektedir. Bu ilerleme aynı zamanda yeni ve karmaşık riskleri de beraberinde getirmektedir. Yanlış bilgi ve dezenformasyon ile Siber güvensizlik, kısa vadede en baskın teknolojik riskler arasında yer almaktadır.
Uzun vadeli (10 yıl) görünümde ise Yapay zekâ teknolojilerinin olumsuz sonuçları en üst sıralardaki riskler arasında yer almaktadır. Bu riskin etkilerinin uzun vadede görülecek olması, yapay zekânın hâlen gelişiminin erken aşamalarında olmasından ve en derin toplumsal, ekonomik ve güvenlik sonuçlarının henüz tam olarak deneyimlenmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Teknolojik ilerlemenin mevcut hızı, on yıllık bir perspektifte yapay zekâ kaynaklı dönüşümün aynı anda birden fazla sistemi etkileyebileceğine işaret etmektedir. Yapay zekâ iş gücü piyasalarını, bilgi ekosistemlerini ve güvenlik altyapılarını dönüştürdükçe, bu dönüşümlerin ölçeği ve birbirine bağlı yapısı, birçok sistemi kapsayan ve yerleştikten sonra düzeltilmesi güç etkiler yaratma riskini artırmaktadır. Bu nedenle, yapay zekânın olumsuz sonuçları ağırlıklı olarak uzun vadeli bir risk olarak görülse de, etkili regülasyon ve risk azaltma yaklaşımlarının kısa vadede hayata geçirilmesi kritik önem taşımaktadır.
Çevresel Riskler
Çevresel riskler, kısa vadeli (2 yıl) görünümde jeopolitik gerilim, ekonomik istikrarsızlık ve güvenlik kaygılarının baskınlığı nedeniyle göreli önem kaybı yaşamıştır. Hükümetler ve piyasalar kısa vadeli dayanıklılık, enerji güvenliği ve ekonomik istikrar konularına odaklanırken, çevresel riskler öncelik sıralamasında geçici olarak geri planda kalmıştır.
Ancak bu durum, çevresel risklerin azaldığını değil; odağın değiştiğini göstermektedir. On yıllık görünümde çevresel riskler küresel risk ortamına hâkim olmaya devam etmektedir. Aşırı hava olayları, Biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü, Dünya sistemlerinde kritik değişimler, Doğal kaynak kıtlığı ve Kirlilik, uzun vadede en yüksek riskler arasında yer almaktadır.
Bu risklerin kalıcı biçimde üst sıralarda yer alması, çevresel tehditlerin yapısal ve birikimsel niteliğini ortaya koymaktadır. Ekonomik ya da politik risklerin aksine, çevresel risklerin etkileri zamanla katlanarak artmaktadır. Bu birikim, ilk aşamada uyum (adaptasyon) ve azaltım (mitigasyon) maliyetlerinin artması olarak kendini göstermektedir. Bu maliyetlerin yükselmesi ise, ülkelerin sahip oldukları kaynaklar ve uygulama kapasiteleri arasındaki farklara bağlı olarak eşitsizliği derinleştirmektedir. İklim krizi küresel bir sorun olmakla birlikte, etkileri eşit dağılmamakta; eşitsizliği kaynakların dağıtımıyla sınırlı bir sorun olmaktan çıkararak, ülkelerin riskleri yönetme kapasitesine dayalı yapısal bir ayrışmaya dönüştürmektedir. Gıda ve su güvensizliği, yerinden edilmelerin artması ve jeopolitik gerilimler bu sürecin sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır. Mevcut krizler nedeniyle çevresel risklerin kısa vadede ihmal edilmesi, uzun vadeli zararların büyümesine ve gelecekte çok daha yüksek maliyetlerin oluşmasına yol açma riski taşımaktadır.
Toplumsal Kutuplaşma ve Kurumsal Baskı
Artan toplumsal ve siyasal kutuplaşma, demokratik kurumlar ve kamuoyu güveni üzerinde giderek daha fazla baskı oluşturmaktadır. Derinleşen bölünmeler, vatandaşları elitlere karşı konumlandıran söylemleri güçlendirmekte ve geleneksel yönetişim yapıları üzerindeki güvensizliği artırmaktadır. Birçok birey, karar alma süreçlerinden dışlandığını düşünmekte ve kamu politikalarının ekonomik ve toplumsal koşulları anlamlı biçimde iyileştirebileceğine dair inancını yitirmektedir. Toplumsal kutuplaşma, kısa vadede en öne çıkan riskler arasında yer almakta; bu bölünmelerin hızla siyasal parçalanma ve toplumsal gerilime dönüşebildiğini göstermektedir.
Eşitsizlik ise, diğer pek çok riski besleyen merkezi ve bağlantılı bir risk olarak öne çıkmaktadır. Eşitsizlik derinleştikçe, orta sınıfın daralması hem ekonomik hem de toplumsal sistemler açısından kritik bir kırılma hattı oluşturmaktadır. Orta sınıfın daralmasıyla; toplam talep düşmekte, toplumsal hareketlilk azlamakta ve geniş tabanlı refahın demokratik toplumlarda oynadığı dengeleyici rol aşınmaktadır. Bu durum ekonomik açıdan düşük büyüme ortamlarının kalıcı hale gelmesine ve şoklara karşı kırılganlığın artmasına yol açmaktadır. Toplumsal ve siyasal düzeyde ise güvensizlik ve statü kaybı duyguları derinleşmekte; popülist söylemler, kurumsal güvensizlik ve kutuplaşmış siyasal davranışlar için elverişli bir zemin oluşmaktadır.Bu tablo zaman içerisinde, eşitsizliği kaynakların dağılımı ile ilgili bir sorun olmaktan çıkararak toplumsal uyum ve demokratik yönetim açısından yapısal bir tehdit haline gelme riski taşımaktadır.
Genel Değerlendirme
Bir bütün olarak ele alındığında 2026’da küresel risk görünümü; ekonomik, politik, teknolojik ve toplumsal alanlarda parçalanmanın derinleştiği, güvenin zayıfladığı ve rekabetin arttığı bir dünyaya işaret etmektedir. Kısa vadede (2 yıl) risk ortamı; Jeoekonomik çatışma, Devletler arası silahlı çatışma, Yanlış bilgi ve dezenformasyon, Toplumsal kutuplaşma ve Aşırı hava olayları ile şekillenmektedir. Bu tablo, jeopolitik rekabetin, bilgi kirliliğinin, toplumsal parçalanmanın ve iklim kaynaklı ani şokların eş zamanlı baskısını yansıtmaktadır. Bu riskler birbirini besleyerek kurumsal kapasiteyi zorlamakta ve politika odağını uzun vadeli planlamadan acil kriz yönetimine doğru daraltmaktadır.
Daha uzun vadeli bir perspektiften bakıldığında ise risk profili belirgin biçimde değişmektedir. On yıllık görünümde, çevresel risklerin sistemik ve birikimsel niteliğini sebebiyle iklim krizinin tetiklediği çevresel riskler küresel risk ortamına hâkim olmaya devam etmektedir. Yanlış bilgi ve dezenformasyon uzun vadede de üst sıralarda yer almaya devam ederek dördüncü sırada konumlanırken, Yapay zekâ teknolojilerinin olumsuz sonuçları beşinci sıraya yükselmekte; bu durum hızlı teknolojik dönüşümün toplumsal, ekonomik ve güvenlik boyutlarına yönelik artan kaygıları yansıtmaktadır. Kısa vadede jeopolitik, jeoekonomik ve ekonomi odaklı risklerin yönetimine verilen öncelik, çevresel risklerin gelecekteki etkilerinin şiddetini ve maliyetini artırma potansiyeli taşımaktadır. Buna paralel olarak, yapay zekâ ile ilişkili risklerin artan önemi, özellikle yapay zekânın regülasyonuna odaklanan önleyici ve ileriye dönük teknoloji politikalarının aciliyetine işaret etmektedir.



Yorumlar